HALK BİLİMİ VE FOLKLOR
Şehirleşme ve göçler toplum hayatının her kesiminde olduğu gibi yaşayan gelenekleri de tamamen etkilemiş, geleneksel oyunlar unutulmuş ve otantik özelliğini kaybetmiştir. Günümüzde yozlaştırılmış ve az da olsa oynanan Ankara yöresi halk oyunları hakkında kısa bilgiler sunuyoruz. Ankara yöresinde Bala ilçesi köylerinde oyunlar iki çeşittir. “Zeybek oyunları” ve “düz oyunlar”.
Geleneksel Ankara oyunlarını kadınlar ve genç kızlar oynamaz. Kadınlar düğünlerde, şerbetlerde, kına gecelerinde ve kendi aralarında düzenledikleri eğlencelerde kendilerine özgü güldürücü, eğlendirici oyunlar tertip ederler. Çalgı aletleri def ve kaşıktır.
Zeybek oyunları
Ankara’da “Zeybek”, “Seymen” olarak adlandırılır. “Seymen Alayı” bir Oğuz töresidir. Bu oyunlar değişik figürleri ile yiğitliği mertliği simgeler. Zeybek oyunu beş çeşittir. Ankara zeybeği, Seymen zeybeği, Yağcıoğlu zeybeği, Mendil zeybeği ve Karaşar zeybeğidir.
Ankara halk oyuncusunun giyimi şöyledir: Giyime ilk olarak beyaz diz çorabı giyilir. Diz kapağına kadar uzun olan çorabın bağcıkları bağlanır ve Zıvga (pantolon) giyilir. Zıvga ayak baldırı üzerine kadar çekilir. Daha sonra kadife yelek giyilir ve düğmeleri iliklenir. Yeleğin üzerine Osmani işlik giyilir. İşliğin etekleri zıvganın içine sokulur ve zıvganın uçkurları sıkıca bağlanır. İşliğin üzerine şal bağlanır. Şal iki kişi tarafından hazırlanır ve özel bir sarış şekli vardır. Şalın üzerine silahlık kuşanılır ve onun gözlerinde kama, köstekli gümüş saat ve hamaylı, pazubent (gümüş muskalık) bulunur. Başa giyilen bir takke üstüne poşu veya kefiye sarılır. Omuza sarkan püskül tarafına gelen kulak içeride kalır. Ayağa topuğu basık bir ayakkabı çeşidi olan yemeni giyilir.
Ankara Zeybeği
Zeybek giyiminde belden aşağı olan giysilerde farklılık vardır. Ayağa kısa beyaz diz çorabı giyilir. Çorabın diz kısmında kırmızı renkte bir şeridi vardır. Uzun zıvga yerine kısa dizlik giyilir. Dizler açıktır. Dizlik don veya çuhadandır. Don olan dizlikler beyaz renklidir. Çuha olanlar ise mavi ve işlemelidir. Ayağa ise kırmızı ince deriden yapılmış cimcime giyilir. Diğer giysiler ise efelerin ki ile aynıdır. Yiğitlik ve mertliği anlatan Ankara zeybeği ağır bir zeybek olup, bağlama ile oynanır ve en ihtişamlısıdır. Kendisine özgü ağır ve tatlı bir melodisi vardır. Üçlü saç ayağı biçiminde oynanılanı daha gösterişlidir. Duruş, kasılış ve poz bu zeybek oyunun görkemini ortaya koyar. Ayaklar açık sağ ayak kırık ve biraz önde başlanan oyunda sağ el silahlıkta durur ve başparmak bıçak kabzasının yanına sokulur.
Seymen Zeybeği
Davul ve zurna ile oynanır. Diğer zeybeklerden farklı olan seymen zeybeği iki yada üç kişi ile düğünlerde düzenlenen “Seymen alayı”nın önündeki efelerce oynanır. Kılıç ya da teke palası kuşanan efeler oyun boyunca bunları havada savururken naralarda atarlar. Seymen alayından en az üç davul zurna bulunur. En başta bulunan davul zurnanın önünde yaşlı zeybekler onların arkasında daha genç zeybekler yer alır. Yağcıoğlu Zeybeği: Bu zeybek oyunu Ankaralı Yağcıoğlu Fehmi Efe’nin babası Yağcıoğlu Ahmet Ağa’ya adanmıştır. Zeybeğin ritim ve ayak oyunları tam bir mertlik ifade eder. Diz vuruşları ve dönüşleri tam bir uyum içinde olur. Bu oyunun özelliği sazın ayakta ve göğüs üzerinde tutularak çalınmasıdır.
Mendil Zeybeği
Ağır ve akıcı figürleriyle Ankara zeybeğine benzemektedir. İki kişi tarafından ve bağlamayla oynanan bu zeybeğin en güzel görünüşü çöküşte her iki dizin yere vurulduktan sonra doğrulmasındadır. Saz ile çalınarak oynanan misket oyunu esasta üç kişi ile oynanır. Misket ıyununda duruş, yürüyüş ve sekiş esastır. Oyuna ayak figürleri hakimdir. Günümüzde oyunun kuralları ve kendine has ritimleri herkes tarafından tam bilinmemesine rağmen düğünlerde gruplar halinde oynanmaktadır.
Karaşar Zeybeği
Zeybek, adını Ankara’nın Beypazarı ilçesine bağlı Karaşar bucağından almıştır. Beş kardeşe söylenen türküden hareketli, canlı, kıvrak bir zeybek oyunu doğmuştur. Gerek melodisindeki akıcılık gerek oyundaki ayak figürleri ile gösterişli bir oyundur.
Düz oyunlar
Figürleri bakımından birbirine çok benzeyen oyunlardır. Özelliği oyuncuların yere eğilmeyişi ve çökelmeyişidir. Hepsinde geçerli olan kol hareketleri ile ayak oyunları arasında uyum sağlanmasıdır. Bunların dışında her zaman dirsekler omuz hizasında, baş dik, göğüs ilerde tutulur. Bu oyunlar grup olarak ve sazda denilen bağlama eşliğinde oynanır. Ankara düz oyunlarında bir tatlılık, bir akıcılık vardır. Sazın tatlı, yanık ve kıvrak sesi bazan durulur, bazen de coşar. Figürleri ayak oyunları ile süslenmiştir. Sazdan başka çalgı kullanılmaz. Erkek ve kadın karşılıklı oynamaz. Ankara yöresinin en meşhur oyunu “misket”tir.
Misket
Ankara’da yıllarca önce yaşanmış bir aşkı anlatan türkü eşliğinde oynan düz bir oyundur. Misket, Ankara’nın en çok tanınan türkü ve oyunlarından biri olması yanı sıra ülkemizin de milli oyunu haline gelmiştir. Ankara’nın düz oyunlarından biri olan ve mutlaka
Hüdayda
Ankara’nın en eski tarihi oyunlarından biri olup miskette olduğu gibi düz oyun türünden biridir. Diğer oyunların aksine yalnızca iki kişiyle oynanır. Oyun için yan yana gelen iki Seymen belinden silahını çekerek önce sağa, sonra sola tekrar sağa sallanarak silahını ateşler ve akabinde ileri hareket edilir. Karşılıklı gidiş geliş ve yan yana sekişlerde oyuna ahenk, estetik ve güzellik verilir.
Mor koyun
on ya da kırk kişinin çiftleşmesi ile oluşan çocuk oyunu.
Sabahi
Bağlama eşliğinde oynanan bu oyun bu tür oyunların en ağırıdır. Divan türündeki türkü okunurken oyuncular ortada kostak kostak gezinirler. Sağ el silahlıkta sol el ise belde tutulur. Türkü bitince oyuncular oyuna başlar.
Çarşamba
Karşılıklı iki kişi tarafından oynanan çok hareketli bir oyundur. Özelliği karşılıklı geliş gidişlerde kolların sarkıtılarak sallanışlarıdır.
Kaşıklı Oyun
İki eldeki kaşıkların birbirine vurulması ile oynanır. Havasının hafif yerlerinde kaşık durur. Ayak hareketleri olur. Saz hafif çalarken kaşıkların birdenbire duruşu oyunun karakteristik hususiyetini gösterir
Yıldız
İki kişilik bir oyundur. Güzel bir melodisi olup, sazla oynanır. Bu oyun seher yıldızına ithaf edilmiştir. Eski sohbetlerde tanyeri ağarırken, pırıl pırıl parlayan yıldız artık sohbetin bittiğini, sabahın yaklaştığını hatırlattığı için bu oyun en son oyundur.
Name Gelin
Ankara efelerinin en çok sevdikleri, daha çok yaşlı efelerin oynadıkları bir oyundur. Sağ ayak hep beraber yere vurularak oynanır.
Sin Sin
Açıkta gece ateş yakılır. Oyuna katılan herkes ateşin etrafında halka olur. Bir kişi ortaya çıkar. Çalımla ateşin etrafında dolaşmaya başlar. Bu sırada başka biri ileri atılarak onu kovalar ve herhangi bir şekilde meydandan uzaklaşmaya mecbur eder. Bundan sonra başka biri daha ortaya çıkar o da ikinciyi sahadan uzaklaştırmaya çalışır. Oyun böylece devam eder ve biter.
Halaylar
Bölgede halay oyunlarının en tanınmışı “Ankara Halayı”dır. Bu halay genellikle düğünlerde ve diğer eğlencelerde oynanır. Halaylar genelde sözsüzdür ve davul zurna eşliğinde oynanırlar. Hoplatma bölümünde söz de bulunabilir. Halay çekenlerin başındakine “başadur” (halaybaşı) denir. Çoğunlukla erkeklerin oynadığı bu oyunun aralarında bozlaklar okunur. Ayrıca Ağır Halay, Köprüden Geçti Gelin, Üç Ayak, Hop Barlem, Yeldirme ve Köroğlu ezgisiyle oynanan halay türleri bulunmaktadır.
Cirit
Cirit, bir diğer deyimle “Çavgan”, Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur. Ankara bölgesinde 40-50 yıl önce düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları Cirit Oyunu’nu oynamaktaydı. Günümüzde ise bu ata sporu özel bir klüp tarafından yürütülmektedir.
Türküler
Ankara türküleri, saz çalma töresie göre divan, kırat, muhabbet havaları, oturak havaları (kıvrak zil havaları), bozlaklar (Uzun Havalar) ve ağıtlar olarak sınıflandırılır.
Misket, Hüdayda, Gayadan Bakan Oğlan (Şekeroğlan), Karpuz Kestim Yiyen Yok, Aman Köylü Kızı, Aslım Paktır, Su Sızıyor, Harman Yeri Yaş Yeri, Atım Araptır Benim, Zahide, Denize Dalmayınca, Ah Öleyim Vah Öleyim, Atım Kara Ben Kara, Ay Dolanaydı Gün Dolanaydı, Ayaş Yollarından Aştım da Geldim, Bağda Gülü Budadım, Başına Bağlamış Karalı Yazma, Bir Dalda İki Elma, Denize Dalmayınca, Evleri Var Engin, Kara Koyun Etli Olur, Kezibanın Alt Odası Sekili, Kış Gelince Kar Düşer, Mor Koyun Meler Gelir, Su Sızıyor Sızıyor, Suya Gider Allı Gelin Has Gelin, Yürü Dilber Yürü Ömrümün Varı.
EL SANATLARI
Bölgede koyun ve keçinin yetişmesi yün ve tiftikten örülen kıyafetlerin çeşidini zenginleştirmiştir. Tek kişilik bir el aleti olan “kirman”la hazırlanan yün ve tiftik ipinden çorap, patik, eldiven, başlık, kazak, kaşkol, kuşak, el bezi, çanta ve heybe örülmektedir.
“Oya” ve “işleme” ise geleneksel olarka günümüzde de devam etmektedir. Oyalar malzemeye, renge ve amaca göre değişmektedir. Mendil, yazma, çamaşır ve kese oyası. Genç kızların çeyizinde önemli bir yer tutan işlemeler, mendil, peçete, başörtüsü (çevre), havlu, seccade, terlik, yatak örtüsü, Kur’an kılıfı, kuşak, peşkir ile kadın ve erkek giysilerinin çeşitli yerlerinde kullanılır.
Sırma ile işlenmiş mendil anlamına gelen çevreler, büyük kare biçiminde olup, dört kenarı işli, köşelerinde ise ayrıca birer motif bulunan, oya veya nakışlarla süslü parçalardır.
Çevrelerin mendil olarak kullanılanlarına “Yağlık” adı verilip, bazı yörelerde çevre adı ile beraber destimal, makreme-makrama isimleri de kullanılır. İnce işlerde çok renkli nakışlarda kumaşın rengi olarak genellikle beyaz tercih edilir.
İşlemede kullanılan renkler ise kırmızı, yeşil, mavi, sarı ve beyazdır. Bu renklerin yanı sıra altın ve gümüş teller de kullanılır. Geometrik desenler, hayvan figürleri, stilize edilmiş bitkisel formlar işleme sanatında genellikle desen olarak kullanılmıştır. Anadolu’nun bir çok yerinde genç kızlar ve kadınlar, kasnaklarındaki bezlere sevgilerini, özlemlerini, isteklerini dokuyarak, bunları motif ve renklerle anlatırlar.
YAŞAYAN GELENEK VE GÖRENEKLER
Bölgede aslına uygun olmasa da, bazı gelenek ve görenekler uygulanmaktadır.
Çocuğa isim koyma, diş bulguru, sünnet olma, asker uğurlama, söz kesme, nişan, düğün yemeği, gelin alma, gelin ve damat kınası, beşik görme, el öpme, kırklama, cenaze yemeği ve yağmur duası.
GİYİM
Gölbaşı çevre köylerde Ankara kıyafetleri ile Tatar ve Çerkes kıyafetleri hakimdir. Günümüzde ise bu kıyafetler tamamen unutulmuştur.
KADIN GİYİMİ
Kadın kıyafetlerinin en meşhuru takım halinde “holta” ve “salta” ile birlikte veya tek giyilen sırmalı “entari”lerle, düz ve kalın münakkaş ipekli kumaşlardan yapılan “etek-ceket” şeklindeki elbiselerdir. Mekana, yaşa ve mevsime göre kıyafetler değişir.
Genç kızların kıyafeti genellikle sade ve basit olup, basma, pazen veya yünlü kumaşlardan dikilir. “Çinti donu” denilen dış donu üzerine basmadan bir içlik, içlik üzerine de basmadan içi pamuklu ve üstü parmak dikişli ceket şeklinde düz hırka giyerler, başlarına yaşlılar kalıpsız iki parmak yüksekliğinde fes giyip, üzerine oyasız “yemeni” örterler.
180 Gençler ise biraz daha yüksekçe kalıplı fes giyip yemeniyi üçgen şeklinde üç köşe katlayarak fesin üzerine örterler. Sokağa çıkacakları zaman, yakın komşuya giderlerken damarlı “çar” dedikleri bir örtü ile başlarını örterler daha uzak bir yere giderken de damarlı veya kareli uzun çarlara bürünürler.
Gelin elbiseleri ile düğün elbiseleri aynıdır. Yalnız gelinleri farklı kılan şey, başlarındaki tel ve duvaklardır. Ağır elbise olarak addedilen bu elbiseler sadece düğün ve düğünle ilgili törenlerde (nişanlar, kına geceleri, paça günleri vb.) giyilir, bunun dışında kesinlikle giyilmez.
Üç etek entariler, iki etek denilen harbalı ve holtalı elbiseler, holtalar, holtasız düz elbise ve entarilerdir.
Günümüzde bu kıyafetlerden sadece çinti, fistan ve holta giyilmekte, yemeni, yazma ve çar örtülmektedir.
ERKEK GİYİMİ
Şalvar ve işlik, fermani veya gazekiden oluşan kıyafetler ile başlıktır. Kıyafet Kanunu’ndan sonra “şapka” ve “foter” giyilmektedir. Okuyan çocuklar üç etek entari üzerine çuhadan mintan giyer, bellerine şal kuşak sararlardı. Daha sonra pazen veya kumaştan içi astarlı uzun şalvarlar ile işlik ve pamuklu hırkadan ibaret takımlar, elifiyeler ve setre pantollar giymeye başlamışlardır.
Günümüzde bu kıyafetlerin hiç birisi giyilmemektedir. Yeni yetişen ve okumayan çocuklardan efeliğe hevesli olanlar tıpkı efelerinki gibi işlik, yelek, fermani giyer, bele genişçe bir kuşak ile isteyenler silâhlık kuşanırdı. Efe olmak istemeyen gençler ise yaşlıların giydiği takımların daha dar ve gösterişlisini giyerlerdi.
Efe ve Zeybek Kıyafeti
Bunlar dizlik, işlik, camadan veya cepken ve bellerinde genişçe sarılı kuşak, kuşak üzerinde çeşitli silâhlarla dolu bir silâhlıktan ibarettir.
Efeler, çarlık dizlik denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin paçalık tabir edilen kısımları san ipekli işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz Sivrihisar diz çorapları ile giyilirdi.
Sonraları bu dizlik ve çoraplar terk edilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Sekiz metre patiskadan çok bol ve geniş bir surette yapılan bu dizliklerin bütün kıvrıntı ve döküntüleri arkada toplamak suretiyle önü adeta düz ve kırışıksız olur, diz kapağının hemen altında ve dize sıkıca oturmuş durumda olan parçasıyla ayağa giyilen diz çorabı arasında iki parmak yer açık kalarak ten görünürdü. Beyaz dizlikler ile sırta çarlık işlik denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollan olan bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu osmaniye işlik giyilir, bele genişçe şal kuşak ile silâhlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle kırmızı diz bağlı, uzun, beyaz ajurlu diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı camadan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Uzun konçla diz çorabı ve hatta çizme giymekle beraber dizlik giyenlerinin diz kapaklan ile baldırlarının büyük bir kısmı mutlaka açık bulunurdu. Başlarına fes giyer, üzerine ipekli çevre ve poşu sararlardı. Cepkenlerini giymeyip omuzlarından aşağı sarkıtmak âdetleri idi.
Çobanlar ise “kepenek” denilen ve keçeden imal edilen bir kıyafeti halen kullanırlar.
YÖRESEL YEMEKLER
“Aşane” (Aşhane, Ayşene) denilen ve evin önemli bir bölümünü meydana getiren bölümün bir tarafında ocak ve tandır, bir tarafında da kışlık erzakın muhafaza edildiği kiler bulunur. Bazı yerlerde tandır evi de denilir. Yemekler genellikle yere serilen sofralarda yenir. Zengin bir yemek kültürüne sahip olan bölge de şu yemekler yapılır:
Çorbalar
Hamur (Erişte) çorbası, Düğün çorbası, Tarhana çorbası, Yayla çorbası, Ezogelin çorbası, Oğmaç çorbası, Miyane çorbası, Yarma çorbası, Keşkek çorbası ve Sütlü çorba.
Et yemekleri
Ankara tavası, Kuzu kapama, Saç kavurma, Mıhlama, Tamtak tiridi, Papara, Bici, Çoban kavurması, Haşlama ve Sızgıç.
Pilavlar
Etli pilav, Bulgur pilavı, Sebzeli bulgur pilavı, Çoban pilavı, Pıt pıt pilavı, Mercimekli bulgur pilavı.Götlü pilav çok güzel denemek isteyen gelsin:):)
Dolmalar
Efelek dolması, Yaprak dolması, Kelem (Lahana) dolması, Kabak dolması, Biber dolması, Domates dolması, Kabak çiçeği dolması.
Börekler
Katmer, Bazlamalı, Alt-üst böreği, Öllüğün körü, Ay böreği, Bohça böreği, Entekke böreği, Hamman, candık ,Kol böreği, Kaygana ve Tandır böreği.
Yemekler
Carcıran, Bici aşı, Çılbır, Çırpma, Göçe, Keşkek, Köremez, Mıhlama, Omaç, Papara, Tirit, Topaç. Yoğurtluhamur, Yumurtalı-peynirlihamur, Mantı ve sebze yemekleri.
Tatlılar
Baklava, Höşmerim, Kabak tatlısı, Karga beyni, Kar helvası, Un helvası, Haside, Aşure, Sütlü ve Kadayıf. Kompostolar ise Ayva boranası, Zerdali boranası ve Zerdali hoşafı.
Ekmekler
Bazlama, Gözleme, Yufka, Somun, Bezdirme, Gizleme, Çerpit, Ebem ekmeği, Kartalaç, Kömbe, Kete, Saçkıran, Şebit, Yarımca, Katmerli, Çörek, Kıymalı ve peynirli ekmek.
Çorbalar
Ayran çorbası, Blamuk, Bulgur çorbası, Çerkes çorbası, Darı çorbası, Dövme Buğday çorbası, Dövme Darı çorbası, Garzınış, Hacığaps, Hantık, Hıngal, Mercimek çorbası, Mısır çorbası, Pirinç çorbası, Sütlü çorba, Un çorbası, Yarma çorbası, Yoğurt çorbası.
Ekmek Çeşitleri
Cokotabe, Çüven Ekmeği, Ekmek (Haluğ), Mayalı Ekmek ( Haluğ Tegiğa), Mayasız Ekmek (Mukumipş), Ev Ekmeği, Galnış, Kuvurdak Gırcın, Mısır Ekmeği, Mayalı Saç Ekmeği, Siskil, Sütlü Ekmek, Taba Gırcın, Tandır Ekmeği.
|